Sizi Arayalım
Bu sayfayı yazdır

MEKKE'DE GEZİLECEK YERLER


MEKKE'DE GEZİLECEK YERLER

Hilfulfudul Cemiyet Merkezi:

Peygamber Efendimizin (sav) dâhil olduğu hilf/ antlaşma bölgenin en saygın hilflerinden sayılan Hilfulfudul Cemiyeti’dir.

Cahiliye döneminde “Faziletli İnsanların Yemini” olarak isimlendirilen bu cemiyete katılmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade eden Peygamber

Efendimiz (sav), Ahmed b. Hanbel’in aktardığına göre şöyle buyurmuştur;

“Abdullah b. Cüd’an’ın evinde yapılan yeminde ben de bulundum. Bence bu yemin, kırmızı tüylü develere malik olmaktan daha sevgilidir. O zaman Haşim, Zühre ve Teym oğulları, denizler bir kıl parçasını ıslatacak kadar bir suya malik oldukça mazlumlarla birlikte bulunacaklarına yemin etmişlerdi. Ben ona, İslâmiyet devrinde bile çağrılsam icabet ederdim.”33

Peygamber Efendimizin (sav) amcası Zübeyr’in ön ayak olması ile Ficar savaşlarındaki mağdurları gö- rerek çok üzülen ve bunu önlemenin çarelerini arayan Kureyş’in ileri gelenleri, Abdullah b. Cüd’an’ın evinde toplanıp Hılfulfudul Antlaşması’nı, Hacerü’l-Esved’in yıkandığı suyu içerek onaylamışlardır.

Abdullah b. Cüd’an’ın bu evi bugün, kralın sarayı diye bilinen mekânın içindeki ağaçlıklı alanda idi.

 

Ebu Kubeys Dağı:

Tevhit inancında bu dağın önemi pek yüksektir. Hz. İbrahim Kâbe’yi inşa ettikten sonra bir rivayette bu dağın üzerine çıkarak aldığı emri yerine getirmiş ve insanları hacca çağırmıştır.34 Bu davet nedeniyledir ki; bütün Müslümanlar ihrama niyet ettikten sonra telbiye getirirler.

Hz. Âdem’in ilk ateş parçasını bu dağdan aldığı için bu isimle anıldığı ifade edilir.35 Başka bir rivayet- te, Ebu Kubeys isimli demirci ustası bu dağda kendine bir ev yapmış ve orada yaşamaya başlamıştır. Dağ, adını bu kişiden almıştır.36

Hz. Nuh tufanından Hz. İbrahim’in alıp Kâbe’de ki yerine koymasına kadar Hacerü’l-Esved de bu dağ- da muhafaza edilmiştir. Bu sebeple cahiliye Arapları bu dağa “Cebel-i Emin” ismini vermişlerdir.

Kamer suresinde bahsedilen inşikaku’l-kamer, ayın ikiye ayrılması mucizesi bu dağın üzerinde gerçekleşmiştir. Ancak 1980’lı yıllarda Suudi Krallığının dağı tamamen istimlâk etmesiyle yıkılmış ve üzerine hali hazırda devlet konukevi olarak kullanılan saray yapılmıştır.

Ecyad Kalesi:

Harem-i Şerif’in 1 nolu Abdülaziz kapısından çıkılınca hemen sol çaprazda duran oteller grubunun yerindeydi.

Harem-i Şerif çevresini bedevi saldırılarına karşı koruma amaçlı yapılan surlara ilaveten Osmanlıla- rın 1781 –1783 yıllarında yaptırdıkları Ecyad Kalesi ve üzerinde durduğu tepe, 2001 yılında yıktırılarak yerine yedi tane kuleden oluşan saat kulesinin bulunduğu, Müslümanların konaklamak için yarıştıkları yüksekçe oteller inşa edilmiştir.

Hz. Yasir ve Sümeyye Annemizin Kabri:

Ebu Cehil’in amcası olan Ebu Huzeyfe’nin ve- sayeti altında yaşıyorlardı. Ebu Huzeyfe, Hz. Yasir’i cariyesi Sümeyye annemizle evlendirdi. Ammar b. Yasir (ra) doğunca Sümeyye annemizi azad etti.

Aslı Yemenli olan aile Peygamber Efendimize (sav) nübüvvet görevi verilince ilk Müslümanlar ara- sındaki yerlerini aldılar.

İslâm oldukları öğrenilince, Ebu Cehil ve amcası Ebu Huzeyfe’nin ağır işkencelerine maruz kaldılar. Ebu Cehil, bu yaşlı insanları develere bağlatarak gezdiriyor, kızgın kumlar üzerinde yatırarak sürekli işkence ediyordu.Kabirlerin yeri tam bilinmemekle beraber Mes- fele mahallesinden gelen İbrahim Halil Caddesi ile Hafayir bölgesine giden Ummu’l Kura Caddesi’nin kesiştiği noktada, Harem-i Şerif’in 72 – 73 nolu kapılarının karşısına denk gelen yerde çeşme başını andıran lahdin onlara nisbet edildiği söylenmektedir.

Mescid-i Râye / Sancak Mescidi:

Hudeybiye anlaşmasında Fetih suresi ile Mek- ke’nin fethi müjdesini alan Peygamber Efendimiz (sav), 11 Ocak 630 tarihinde kansız bir şekilde Mek- ke’yi fethetmiştir.

Hacun vadisinde kurulan Peygamber Efendimize (sav) ait komuta çadırının kurulduğu bu mekâna hatırasını yaşatmak için amcası Hz. Abbas’ın torun- larından Abdullah b. Ubeydullah’ın (ra) bir mescit inşa ettirdiği kayıtlarda yer alır. Suudi kralı Abdullah b. Abdülaziz döneminde, Gazze mahallesinde yapılan kentsel dönüşüm çalışmaları içinde yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.

Peygamber Efendimizin (sav) doğduğu mekânı arkanıza, Harem’i solunuza aldığınız vakit önünüzde çatallanan yolun sol tarafındaki meydanda idi.

Mescid-i Şecere / Ağaç Mescidi:

Mescid-i Râye yıkıldıktan sonra, Cennetü’l-Mualla kabristanına giden yol üzerinde soldaki ilk mescit olarak karşımıza çıkar. Cin mescidine gelmeden önceki ana caddeyi karşıya geçer geçmez görürüz. Sağından ve solundan geçen yolun birleşme noktasındadır. Arkasındaki sokağı takip ederseniz Cen- netü’l Mualla girişine ulaşırsınız. Önündeki caddeyi takip ederseniz Cin mescidine ulaşırsınız. Mescidin önündeki kaldırım çok dardır.Peygamber Efendimizin (sav) inanmayanları ikna için göstermiş olduğu ağacın yanına gelip selam vermesi mucizesi birkaç yerde tekrarlanmıştır. Ancak bu mekânda mescit inşa edilmiş ve hatırası yaşatıl- maktadır. Namaz vakitlerinde açık olan mescit diğer zamanlarda kapalı tutulmaktadır.

Mescid-i Cin:

Cennetü’l Mualla kabristanına giden yol üzerinde ve caddenin sol tarafındadır.Peygamber Efendimiz (sav), Mekke’deki aşırı baskı ve zulümlerden bir nebze de olsa rahatlamak için azadlısı Zeyd b. Harise (ra) ile beraber Taif’e gider.Ne var ki müşrikler, Taif’e haber salmışlardır vePeygamber Efendimiz (sav) oradan da eli boş, mah- zun bir şekilde Mekke’ye döner.Bu mevkiye ulaştığında cinlerle karşılaşır ve onlara İslâm’ı anlatır.Rasûlü’s Sekaleyn; insanların ve cinlerin pey- gamberi sıfatına mazhar olan Peygamber Efendimize (sav) iman eden cinler burada iman edip biat ederler.Cinlerin biat ettikleri yerde olduğu için Mescid-i Biat ismi de verilen bu mescit, gece bekçilerinin nöbet değişim yerinin bu bölge olması nedeniyle Mes- cid-i Haris diye de bilinir.2000 yılında yer üstüne çıkarılan mescidin mimarisi de kendine has bir özellik sergiler. Namaz vakitlerinde açık olan mescit Cennetü’l-Mualla ziyaretinde bulunanların uğrak yerlerinden birisidir.

Cennetü’l-Mualla / Mekke Kabristanı:

Kayıtlara göre buraya ilk defnedilen kişi Peygamber Efendimizin (sav) dedesi Kusay b. Kilab’tır. Onun defninden sonra Mekke’nin Kabristanı olmuştur.İslâm öncesi dönemde defin işlemleri Ma’lât mahallesinde geçekleştirildiği için kabristan, Makberetü’l Ma’lât yukarı mahalle mezarlığı diye isimlendirildi.Cennetü’l Mualla için; “Bu kabristan ne güzeldir”40 buyuran Peygamber Efendimizin (sav) ilk hanımı Hz. Hatice annemiz başta olmak üzere dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip, oğulları Kasım ve Abdullah ile Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Esma annemiz burada medfundurlar.1924 yılında Suudiler idareyi ele aldıktan bir yıl sonra Cennetü’l Mualla’da bulunan bütün türbeler yıkılmış görevliler de azad edilmiştir.

Hz. Meymune Annemizin Kabri:

Peygamber Efendimizin (sav) en son evlendiği annemizdir.Hz. Abbas, Hz. Hamza ve Cafer b. Ebu Talib’in eşleri, Halid b. Velid’in annesi ve evlenmeden önce vefat eden Hz. Zeynep annemiz ile kardeş olan Hz. Meymune annemiz umretü’l- kaza esnasında Pey- gamber Efendimiz (sav) ile nikâhlanmıştır.Nikâhtan sonra mensubu olduğu aşireti gelerek topluca Müslüman olmuşlardır.Vefat ettiği zaman, “Nikâhlandığım yere defnedin” diye vasiyet ettiği için yeğeni Abdullah b. Abbas(ra) cenaze namazını kıldırdıktan sonra getirip Serif mevkiindeki bu yere defnetmiştir.Hz. Meymune annemizin kabri Mekke-Medine yol güzergâhında Tenim mescidini geçtikten sonraki 20-25. km’de yolun sol tarafındadır.Üstü açık, beyaz duvarla kapalı mekân anayola çok yakındır. Medine’den Mekke’ye gelen veya Mekke’den Medine’ye giden araçların bu mekâna yaklaşıldığında yavaşlatılarak Fatiha ve ihlaslarla Hz. Meymune annemizin yad edilmesinde fayda vardır.

Mescid-i İcabe:

Maabde bölgesinden Mina’ya doğru giderken, Cennetü’l-Mualla’yı geçtikten sonra yolun sol tarafında kalan tek minareli, beyaz boyalı, kubbeli bir mescittir.Peygamber Efendimiz(sav) Hira dağında inzivaya çekildiği günlerde Hz. Hatice annemiz ile burada bu- luşurdu. Getirdiği nevaleleri burada alırdı.Peygamber Efendimiz(sav) veda haccında Arafat’tan dönerken bu mekâna çadır kurup konaklamış ve burada namaz kılmıştır. Duaların kabulüne inanılan yerlerden biridir.Yakınlarında iki minareli Kral Abdülaziz mescidi, Osmanlı valilik binası ve Mekke belediye binası bulunur. Mevcut yapı 1. Ahmed’in yaptırdığı mescidin yıkılıp yenilenmiş halidir.

Ayn-ı Zübeyde – Zübeyde Pınarı:

Mekke’nin su ihtiyacını karşılayan önemli kaynaklardan biri, belki de en önemlisidir.Halife Harun Reşid’in hanımı Zübeyde Hanım Mekke’de su sıkıntısı yaşandığından haberdar olunca bir milyon dinar harcayarak Taif taraflarından gelip Arafat’tan geçen ve Mekke’nin içlerine kadar uzanan 40 km uzunluğunda bir su kanalı inşa ettirmiştir. (M. 828) sonraki tadilat ve yenileme çalışmalarında kana- lın uzunluğu 80 km olmuştur.Büyük bir kısmı yer altında inşa edilen kanal bazı kısımlarda proje gereği yeryüzüne çıkmaktadır.Kanuni Sultan Süleyman döneminde kerimesi Mihrimah Sultan, Zübeyde Hanım’ın yaptırdığı bu muhteşem projenin bakım, onarım ve temizlik çalışmalarına ilaveten Mekke’deki bazı kısımlarının da eklenmesini yaptırmıştır. (M. 1524)

SEVR DAĞI (SEVR MAĞARASI)

Sevr Mağarası, Mekke’nin güney batısında Kabe’ye 5 km uzaklıktadır. Sevr Mağarası, Peygamber Efendimizi (s.a.v) ve yol arkadaşı Hz. Ebubekir’i (r.a) 3 gün 3 gece misafir ederek, mübarek bir mekâna dönüşmüştür.

Müşrikler Dâr’un Nedve’de toplanarak, Rasulullah’ın (s.a.v) evinde olduğu bir gece suikast düzenlemeye karar verirler. Ancak Allah (c.c) bu kararı Rasulullah’a (s.a.v) ;‘’Hani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah tuzakların en hayırlısını kurar.’’42 ayetiyle bildirir ve Efendimiz (s.a.v) Hz. Ebubekir’e (r.a) haber vererek hicret hazırlıklarını başlatır. Hicret günü Rasulullah (s.a.v) kendisinin yattığını zannetme- leri için Hz. Ali’yi (r.a) yatağına yatırıp evden çıkarken eline aldığı bir avuç toprağı müşriklerin üzerlerine atar. Bunu yaparken ‘’Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler.’’43 ayetini okur. Müşriklerin önüne gerçekten de set çekilmiş ve onu görememişlerdir...

Rasulullah (s.a.v) oradan ayrılıp Hz. Ebubekir (r.a) ile müşrikleri şaşırtmak için Medine yönünün aksi istikametine, Sevr Dağı’na doğru gelip, dağın te- pesinde bulunan Sevr Mağarası’nda saklanmışlardır.Müşrikler zaman geçirmeden Peygamberimizin (s.a.v) evine baskın yapmışlar ve Peygamberimizin (s.a.v) yatağında Hz. Ali (r.a) ile karşılaşınca Rasulul- lah’ın (s.a.v) Mekke dışına çıktığını anlayıp, aramaya başlamışlardır.

Hz. Ebubekir (r.a) ‘’Ey Allah’ın Rasulu ayakla- rının ucuna baksalar bizi görecekler’’ diyerek Ra- sulullah için endişeleniyordu. Rasulullah (s.a.v) onu; ‘Üzülme, Allah kuşkusuz bizimle beraberdir.’’44 diyerek teskin etti. Hz. Muhammed (s.a.v) ile Hz. Ebu Bekir’i takip eden müşrikler mağaraya vardıklarında mağaranın ağzında örümcek ağı ve girişinde de iki güvercinin yuva kurup yumurtladıklarını gördükleri zaman içeride kimsenin olacağına ihtimal vermeye- rek oradan ayrılmışlardır.Mağarada kaldıkları üç gün süreyle, Hz. Ebubekir’in oğlu Abdullah şehirdeki konuşmaları, gelişme- leri aktarıyordu. Âmir b. Fuheyre de koyunları mağa- ra çevresinde otlatarak geceleri bu iki kutlu yolcuya süt ikram ediyordu.4. Günün sabahı Âmir, kılavuzluk yapması için Abdullah b. Uraykıt beraberinde 2 deveyle mağaraya gelip, Rasulullah (s.a.v), Hz. Ebubekir (r.a) Medine’ye doğru yola koyulmuşlar, 14 günlük hicret yolculuğunun sonunda Medine’ye 5 km mesafedeki Kuba denilen yere varmışlardır.

ARAFAT

Arafat Dağı Mekke’nin güney doğusunda, 25 km mesafede, alanı 14 km2 civarındadır. Meydanın kuze- yine doğru Rahmet Dağı (Cebel-i Rahme), güneyinde ise Nemire Mescidi bulunmaktadır.

Cebel-i Rahme; Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın, Cebrail’in (a.s) yol göstermesiyle buluştuğu ve Âdem (a.s) üzerinde Allah’tan rahmet ve mağfiret dileyip duasının kabul olduğu yerdir. Bunun üzerine bu tepe Rahmet Tepesi olarak adlandırılmıştır.

Nemire Mescidi; Arafat’ta vakfe öncesi öğle ve ikindi namazlarının cem edilerek kılındığı büyük bir mescittir.

Rasulullah’ın (s.a.v) veda haccı sırasında konakladığı, veda hutbesini okuduğu ve öğle namazıyla ikindi namazını cem ederek kıldığı yere sonradan inşaedilen mescittir. Nemire Mescidi’nin batı ve kuzeyin- deki bir bölümü Arafat sınırı dışında kalmaktadır.

Cebrail (a.s) Arafat’ın sınırlarını, haccın nasıl yapılacağını ve hac ile ilgili bilgileri önce Hz. İbrahim’e (r.a) sonra Hz. Muhammed’e (s.a.v) Arafat’ta öğretmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ‘’Hac Arafat’tır ve Arafat’ın sınırları dahilindeki her yer vakfe yeridir.’’ diye buyurmuştur. Hac ibadetlerinden farz olan Arafat vakfesi için ihramlı ve hacca niyet edilerek, Zilhicce’nin 9. Günü (Arefe Günü) sabah namazından sonra Arafat’a çıkılır. (Arefe günü; Âdem (a.s) mağfiret dileyip tövbesinin kabul olduğu, Havva an- nemiz ile buluştuğu gündür.) Öğle ezanından sonra, öğle namazı ile ikindi namazı birleştirilip kılınır (Cem-i Takdim). Sonrasında güneş batıncaya dek vakfe yapılır (dualar edilir, tövbe ve istiğfar çekilir, zikredilir, tesbihat vb ibadetler yapılır.) Böylece Arafat vakfesi tamamlanmış olunur.

‘’… Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikre- din. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlar- dan idiniz.’’45

MÜZDELİFE

Arafat ile Mina arasındadır. Cebrail’in (a.s) bildirmesiyle Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından sınırları belirlenmiş, 14 km2’lik bir alandır ve günümüzde Müzdelife’nin sınırları levhalarla gösterilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen Meş’aru’l Haram mescidi vardır.

Müzdelife vakfesi 9 Zilhicce’yi 10 Zilhicce’ye bağ- layan yani arefe günü güneşin batmasından, Kurban Bayramı’nın 1. günü güneşin doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılır. Müzdelife’de vakfe yapmak haccın vaciplerindendir. Arafat vakfesinden sonra yola çıkılıp 8-9 km’lik mesafeden sonra Müzdelife’ye varılır ve yatsı namazı vaktinde akşam ile yatsı namazları cem edilir (Cem-i Tehir) daha sonra (sabah namazının ar- dından) vakfe yapılır. Şeytan taşlamada kullanılacak taşlar buradan toplanır ve sabah namazından sonra Mina'ya Doğru hareket edilir.


MİNA

Mekke’nin kuzey doğusunda, Müzdelife ile Mekke arasında kalan, sınırları belirlenmiş bu geniş bölge Mina olarak adlandırılmıştır. Şeytan taşlama yerleri olarak adlandırılan Cemerat, hac kurbanlarının ke- sildiği yerler ve Mescidü’l – Hayf Mina sınırları içerisindedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Mescidü’l Hayf’ın olduğu yerde Cemeratvşeytan taşlama günlerinde ikamet ve ibadet etmiştir. Diğer birçok peygamberin de hac esnasında Mescidü’l Hayf’ta ibadet ettikleri rivayet edilir.

Hacılar, Müzdelife vakfesinden sonra Mina’ya gelerek haccın vaciblerinden olan şeytan taşlama görevini burada ifa ederler.

Bayramın 1. günü yalnızca büyük şeytana 7 taş atılır ve hac kurbanları kesilir. İkinci ve üçüncü günü önce küçük şeytan sonra orta şeytan daha sonra büyük şeytanın her birine 7’şer taş atılır. Dördüncü günü tan yeri ağarıncaya kadar Mina bölgesinden ayrılmamış olanlar taşlama yapabilirler fakat tan yeri ağarmadan Mina’dan ayrılanların, bugünün taşlarını atmaları gerekmez.

AKABE

Mina sınırı ile Mekke arasında Mina’dan yaklaşık 300 m kadar uzaklıkta bir yerin adıdır. İslam tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü sevgili Peygam- berimiz (s.a.v) Medine’ye hicretinden önce son 2 yılın hac mevsiminde Medine’den gelenlerle burada bulu- şup onları İslam’a davet etmiş, davetine olumlu cevap alınca onlarla anlaşma yapmış ve Peygamberimize (s.a.v) biat etmişlerdir.

İşte bu mekânda Peygamberimizi (s.a.v) Medine’ye davet etmişler, İslam tarihinde Akabe Biatları olarak anılan bu hadise ile bir anlamda hicretin temelleri atılmıştır.


Bugün Akabe biatlarının yapıldığı bu yerde, üzeri açık eski bir mescid bulunmaktadır.

HİRA- NUR DAĞI (HİRA MAĞARASI)

Mekke’nin kuzey doğusunda Kabe’ye 5 km mesafede, 300 m yüksekliğinde, zirvesinden Mekke’nin rahatlıkla görüldüğü bir dağdır. Efendimiz (s.a.v) peygamberliğinden önce bu dağın zirvesindeki Hira Mağarası’na gelerek özellikle Ramazan aylarını ibadet ve tefekkürle geçirirdi. Bu sırada Hz. Hatice (r.a) validemizin de zaman zaman kendisine yiyecek götürdüğü rivayet edilir. Nihayet 40 yaşına vardığı 600 M yılının Ramazan ayı Kadir Gecesi’nde Nur Dağı’nda Cebrail (a.s) melek suretiyle görünüp‘’Ey Muhammed! Sen Allah’ın Rasulü ben de Cebrail’im’’ diyerek Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olan Alak suresinin ilk 5 ayetini vahyetmiştir. Bu sebeple bu dağa, nurun indiği yer manasına gelen Nur Dağı denmektedir.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı. Oku! Rabbin son- suz kerem sahibidir Rab ki kalemle yazmayı öğret- ti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.”46

Hz. Ebu Bekir’in Evi:

Mesfele mahallesinin girişindedir. Harem-i Şerif’in avlusuna bitişik bir otelin bulunduğu yerdedir.

Eyüp Sabri Paşa, bu mekânda; 15 adıma, 25 adım (18.75 m. x 11.25 m.) ölçülerinde, küçük kubbeli bir kulübeden bahseder. Hacıların burayı ziyaret ettiklerini, zikir meclisleri kurulduğunu da ifadesine ekler.Ne var ki bugün burada devasa bir otel yüksel-mektedir. Otelin Harem-i Şerif’e bakan kısmında, dükkânların üzerinde, yüksek tavanlı, büyük camlı geniş bir mescit bulunmaktadır. Ebu Bekir Mescidi diye isimlendirilen bu mescitte Harem-i Şerif’in imamına uyularak özellikle Cuma namazları kılınır.

Hz. Hamza Mescidi:

Uhud şehidi, şehitlerin efendisi, Hz. Hamza’nın evinin olduğu mekâna inşa edilmiştir. Mesfele mahallesi tarafında Hz. Ebu Bekir’in evinin arka kısmında, 100 m. kadar aşağısında ve otellerin arasına sıkıştığı için mescit olup olmadığı belli olmayan garip yapıda bir mescid idi. Halil İbrahim Caddesi ile kuşlu meydanın arasındaki dar sokağın başındaki ilk mescid idi. Son kentsel dönüşüm çalışmalarında başına ne geleceği bilinmemektedir.