Bu sayfayı yazdır

KILAVUZA BAKMA ZAMANI!


KILAVUZA BAKMA ZAMANI!

KILAVUZA BAKMA ZAMANI!

Evimize yeni aldığımız hd ya da lcd bir televizyonun randımanlı çalışması için kutusundan çıkan kullanım kılavuzunu elimizden düşürmeyiz.

Görüntü netliği, kalitesi bir filmi ya da haber kanalını izlemek için önemlidir.

Eciş bücüş bir görüntü rahatsız eder, kontrast ayarları düzgün olmayan bir ekranda maç izlemek sıkıcı ve saç baş yoldurucu olur kimi zaman.

En net görüntü en sağlıklı ses yakalanmalı. Huzurumuz kaçmamalıdır. Kullanım kılavuzu bu netliği ses de ve görüntüde yakalayıncaya kadar pek bir önemlidir.

Net bir görüntü ve ses kalitesini yakalayamazsak hemen servisi çağırırız. O daha iyi bilir. Gelen görevlinin yaşı, tipi, şekli ne olursa olsun umursamayız. Ne derse yapar, televizyonun bakımı için hangi şeyi isterse hemen kendisine tedarik ederiz.

Kimi zaman hemen o anda olmasını istediğimiz işimizi servisçiler erteler. Ellerinde iş olduğu için kimi zaman bizim en olmadık zamanlarımızda müsait olduklarını, ancak o vakitte gelebileceklerini ifade ederler. Naçar kabul ederiz. Elimiz mahkumdur. Net görüntü geç de olsa sağlansın da başka bir şey önemli değildir bizim için.

İşte beklenen o an gelince bütün randevularımızı iptal eder, dört gözle servisin geleceği anı bekler ve o ana kilitleniriz. Eşimizle, çocuğumuzla hatta eve habersiz gelen misafirlerimizle beraber.

Maksat yüklüce ödeme yapılan televizyonun güzel randıman vermesi ses ve görüntünün sağlıklı olmasıdır.

Hayatın birçok alanında bu ve benzeri durumları sıklıkla yaşar veya duyar ve görürüz.

Yılda bir kez evimize uğrayan, sadece bize gelen Ramazan başka nasıl izah edilebilir ki? Hayatımızın kılavuzunu başka ne zaman anlayabilir, elimize alabiliriz ki bu hengâmeler içinde?

Bu bereketli ve feyizli servisin bizim çağrımız olmadan gelmesinin dışında – anlayabilenler için- bize “nasip” olarak gelmesinin hikmetini daha hangi şekilde hissedebiliriz ki?

İnsan ve hayat kılavuzumuz Kuran daha nasıl kendini bize yaklaştırabilir ki bu “nasip” olmasa?

İşimizden, evimizden, iş yerimizden, sokağımızdan, mahallemizden türlü şikayetlerle günlerimizi doldururken, bu hengamelerin çözümünün raflara kaldırılan kılavuzlarda- Kuran’larda olduğunu daha ne kadar görmezden geleceğiz?

Ekran bozuk olmasa tamam, resimler net olsa tamam, sesler canlı olsa tamam!

Ancak sesler de görüntüler de bu televizyon da bozuk işte! Bir kılavuza bakmak gerek, olmadı bir servise danışmak gerekmez mi?

Ekranda bir sıkıntı yok ise, işçimizden neden serzenişte bulunuyoruz ya da patronumuzun arkasından konuşuyoruz, ses kalitesi düzgün ise eşimizden niye şikayetçiyiz, görüntü düzgünse komşumuzla neden hep tartışıyoruz, anten güzel çekiyorsa ekmeğimizin bereketi niçin yok ve geçinemiyoruz, kumandanın sorunu yok ise, evladımızı neden birilerine şikâyet edip duruyoruz?

Hayatımızın ve bizim “eşrefi mahlukat olarak yaratılan” kendimizin bir televizyon kadar da mı değeri yok kendi yanımızda.

Bilemedim ki şimdi?

“Ramazan ayı öyle bir aydır ki, insanlığa rehber olan (hidayet), bu rehberliğin apaçık belgelerini taşıyan (beyyinât) ve hakkı batıldan ayıran (furkân) Kur’an işte bu ayda indirilmiştir…”  Bakara 2/ 185 

Kuran’a, Ramazan ayında Furkân’a daha iyi bakalım, belki bileceğimiz, anlayacağımız bir şeyler çıkar karşımıza ne dersiniz, olmaz mı?



Özel Ders Hac ve Umre Turları İmmib Bilişim Teknoloji Bloğu Online Mücevher